6 Mayıs 2015 - 21:03
Siz ey zalimler, ey lokum dağıtanlar!

Suriye’de, Cisr es-Suğur’da, İştebrak köyünde sizin “mücahit” diye tanıttığınız ruh hastaları büyük bir katliam yapmışlardı… Tek suçları “Alevi” olmak olan yüzlerce insanı acımadan katletmişlerdi… Çocuklar da kurtulamamışlardı bu katliamdan kadınlar da, yaşlılar da… Değil mi ki Alevi idiler, ölmeyi hak ediyorlardı!… Hem de en acımasız biçimde ölmeyi!… Onlar size göre “insan” bile değillerdi herhalde!…

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-Allah’ın adıyla…

Müslümanların yaşadığı topraklar yine kan gölü, yine yürek yakan feryatlar yankılanıyor durmadan, yine acı ve zulüm kol geziyor… Zaten hep böyle değil miydi? Bu acıları yaşatanlar, yine önceden olduğu gibi kendini” en hakiki Müslüman” sayan Şeytan avaneleri değil mi?… Emeviler ölmemiş, yok olmamış… Haccac’lar ülke ülke dolaşıyor, Müslim bin Ukbe’ler Medine’lerde yeni Harra katliamları yapıyor… Çağdaş Muaviyeler, Yezidler ise bu katliamları, bu aşağılık cinayetleri meşrulaştıran hadisler uydurmak için yeni yalan hadis yayıcıların ceplerini doldurmakla meşgul… Muaviye’nin “Yeşil Sarayı’nın” çeşit çeşit yemeklerle dolu sofraları yeniden akılları baştan almış… O sofradan lokma kapmak için yalakalıkta sınır tanınmıyor… Kur’an-ı Kerim’in inananları uyardığı “Allah ile aldatanlar” cirit atıyor her köşede… Aziz Kur’ân yeniden mızrakların uçlarında hileler için yükseltilir olmuş…

Siz ey Allah ile aldatanlar!

Siz ey Muaviye kurnazlığı ile hile ve desiselerle katliamlar yapanlar, yaptıranlar ve yaptıkları/vesile oldukları katliamları yalan haberler, çarptırılmış ayet yorumları ve yalan hadislerle meşrulaştıranlar!

Siz ey Haccac’a özenip kestiği başlarla tepeler oluşturanlar!

Siz, Suriye’yi harab ettiniz!

“Üç ay içinde ülkenize geri dönersiniz” diye kandırdığınız ve yerinden yurdundan edip kamplara doldurduğunuz milyonlarca Suriyeli aç, biilaç perişan durumda!

Suriyeli kadınlar için fuhuş pazarları kurulmuş, erkekleri ve çocukları köle pazarlarında alıcı bekliyor!

Özgürleştirdiğiniz Suriyeliler bunlar! Yersiz, yurtsuz, her biri bir köşede perişan inliyor ve sizler de onların bir parça kuru ekmek için açılan ellerine “başınızın gözünüzün sadakası” olsun diye birkaç kuruş sıkıştırarak rahatlatıyorsunuz vicdanlarınızı…

Dünyanın dört bir yanından getirip Suriye’ye saldığınız ruh hastalarını “mücahitler” diye sunmuştunuz… O “mücahitler” önce Suriyelilere saldırmaya başladılar…

Cinayetlerinde sınır yoktu, ama siz avuçlarınız patlarcasına alkışlıyordunuz. “Mücahitlerinizin” kestikleri kafalar, göğüsleri yarıp çıkardıkları ve çiğnedikleri ciğerler sizi kesmiyordu… Zafer çığlıklarınız doldurmuştu her yanı… Onlar ki “Mücahitler”di, ne yapsalar haklarıydı, ne cinayet işleseler caizdi… Hele öldürdükleri Şiiler, Aleviler idiyse!…

Sonra Irak’ta cinayetler işlemeye başladı “mücahitleriniz”… Irak’ı kan gölüne çevirdiklerinde “Sünni Devrim” diye yere göğe sığmadınız!…

Mücahitlerinizin diğer kolları Nijerya’da, Kenya’da başka başka cinayetlere imza attıkça kulaklarınızın üstüne yattınız, görmezden geldiniz!…

Artık İsrail’i unutmuştunuz, İsrail düşmanlığı ile orta yerde salınmanıza gerek yoktu!…

Yeni yeni düşmanlar peyda etmiştiniz!…

Mesela Şiiler!…

Mezhep faşistliğinde sınır tanımadınız!

Ama çok şükür ki, bu halkın basireti sizin önünüzde set oldu!…

Artık Mavi Marmara’yı da unuttunuz, katledilen o dokuz canı da!…

Artık onlara ihtiyacınız yoktu çünkü!…

Onlar için İsrail’e koştuğunuz şartlara da gerek yoktu…

Uyduruk ve diplomasi tarihinde olmayan bir “özür” ile geçiştiriverdiniz her şeyi…

Birkaç kuruş tazminat da vardı üstelik…

Ama üçüncü şart, Gazze’den ablukanın kaldırılması şartı öylece duruyordu…

Ama artık o kadarı da olsundu değil mi?

“Büyük bir Zafer” olarak naralar atmaya başlamıştınız…

Artık İsrail ile yeniden “bahar havası” başlatılabilirdi…

“Mücahitlerinizin” Irak’ta, Pakistan’da ve daha birçok yerde yaptıkları Şiilere yönelik intihar saldırılarını görmezden geldiniz…

Nasılsa onlar Şii idiler…

Sonra Yemen’de halkın kıyamına “Onlar Şii’dir!” diye çalmadığınız kara kalmadı… Onlarca yıldır, İsrail’in Filistinlilere uyguladığı teröre ve cinayetlere karşı kıllarını kıpırdatmayan dokuz Arap ülkesi, Yemen halkına karşı yeni bir “Ahzab Savaşı” başlattığında” yine avuçlarınız patlarcasına alkış tuttunuz, bununla da kalmayıp açık desteğinizi bildirdiniz!…

Hâlbuki bu Ahzab içinde, dün “diktatör” diye yaftaladığınız Sisi de vardı, sizi Mısır meselesinde ortada koyan Suudiler ve Katar da…

Dün Mısırlı “Esma”lar için göz yaşı döküyordunuz, şimdi Yemenli Esmaların bombalarla parçalanmasını sevinç çığlıklarıyla kutluyorsunuz!…

Ama bir şey yaptınız ki, bütün bunları batıl etti!…

Suriye’de, Cisr es-Suğur’da, İştebrak köyünde sizin “mücahit” diye tanıttığınız ruh hastaları büyük bir katliam yapmışlardı… Tek suçları “Alevi” olmak olan yüzlerce insanı acımadan katletmişlerdi… Çocuklar da kurtulamamışlardı bu katliamdan kadınlar da, yaşlılar da… Değil mi ki Alevi idiler, ölmeyi hak ediyorlardı!… Hem de en acımasız biçimde ölmeyi!… Onlar size göre “insan” bile değillerdi herhalde!…

Ve siz, Allah ile aldatanlar!

Siz, Aziz İslam dinini cinayetlerle kirletenlere “mücahit” lakabı takıp kutsayanlar…

Siz öyle bir şey yaptınız ki, yürekleri kat be kat yaktınız…

Bu katliamın üzerine lokum dağıttınız, zil takıp oynadınız!…

Tıpkı selefleriniz gibi!…

Selefleriniz de Kerbela’da yaptıkları katliam gününü bayram ilan etmişlerdi…

Onlar da neşelerinden ne yapacaklarını bilmiyorlardı…

Bu büyük “bayramı”, halka da yaptırmak ve cinayetlerini kutsamak için, şimdi sizin yaptığınızı yapmışlardı onlar da!…

O katliam gününün “bayram” olduğu ile ilgili hadisler uydurmuş ve yaymışlardı…

O yalan hadislere göre, O gün İmam Hüseyin ve yiğitlerinin katledildiği, Peygamber Ehl-i Beyti’nin zincirlere vurulup esir edildiği gündü, ama o gün “Allah tarafından kutsanmıştı!”

O gün Hz. Adem’in tövbesi kabul edilmişti!

O gün Hz. Nuh’un gemisi tufan sonrası karaya oturmuş ve bayram etmişlerdi!

O gün Hz. İbrahim ateşten kurtulmuştu!

O gün Hz. Yakub, Hz. Yusuf’a kavuşmuştu!

O gün Hz. Yusuf kuyudan kurtulmuştu!

O gün Hz. Yunus balığın karnından kurtulmuştu!…

O gün Hz. Eyyub hastalığından şifa bulmuştu!

O gün Hz. Musa denizi yarmış ve Firavun’dan kurtulmuştu!

O gün Hz. Davut’un tevbesi kabul olmuştu!

O gün Hz. İsa dünyaya gelmişti ve yine o gün semaya yükselmişti!

Bu kadar bayramın içinde “Halife’ye isyan eden” Hüseyin katledilmiş, çok muydu?!…

Ve siz şimdi seleflerinizin ölmediğini, onların yollarının aynen devam ettirildiğini ispat ettiniz!…

O dağıttığınız lokumlar boğazınızı tıkayacak sizin!

Demir bir yumruk olup nefesinizi kesecek!…

“Meşrulaştırdığınız” cinayetlerinizin üstündeki örtüleri söküp atacak o lokumlar!…

O mazlumların kanları bir gün sizi de boğacak!

O yediğiniz, dağıttığınız lokumlar; kurşunlanmış çocuk cesetlerinin, başları kesilmiş masum Alevilerin sizi asla rahat bırakmayacak laneti olup yağacak üstünüze…

“Cennet mekan” diye kutsadığınız Yavuz Selim’in ve “emre amade” Şeyh-ül İslamı’nın Alevi katliamından ilham aldıysanız, biliniz ki Yezidi çizgi, ne kadar Suret-i Hak’tan görünürse görünsün, mazlumların önünde mağlup olmaya mahkumdurlar!..

Sizlerden çok çok daha güçlü olan Selefleriniz Hüseyni feryadı bastıramadı, siz asla bastıramazsınız…

Sevinin şimdi, bayram edin, lokum dağıtın!…

Zil takıp oynayın!…

Ama unutmayın!

Allah’ın vadidir!

“Zalimler hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” (Şuara/227)

Muhsin Küçüker